Türkiye'nin Toplu Dijital Baskısı Okul Saldırısı Trajedilerinin Ardından Geliyor

Ülkeyi şoke eden bir dizi okul silahlı saldırısının ardından geçen haftalarda Türk hükümeti, yakın tarihin en saldırgan dijital baskı kampanyalarından birini başlattı. 18 Nisan itibarıyla yetkililer 411 kişiyi gözaltına almış, 1.866 URL adresini engellemiş ve 111 Telegram kanalını kapatmıştı. Resmi gerekçe ise saldırılarla ilgili nefret kışkırtıcı ya da dezenformasyon içerdiği öne sürülen içeriklerle mücadele etmekti.

Müdahalenin ölçeği ve hızı, dijital haklar savunucularının ve basın özgürlüğü kuruluşlarının dikkatini önemli ölçüde çekti. Hiçbir hükümet bir trajedi sonrasında kamuoyunun harekete geçilmesi yönündeki baskısını görmezden gelmese de bu önlemlerin kapsamı, anlık krizin çok ötesine geçen sorular doğurmaktadır.

Aslında Ne Engellendi ve Bu Neden Önemli

1.866 URL'yi engellemek, tehlikeli içeriklere yönelik hassas bir müdahale değildir. Bu geniş bir ağdır. Hükümetler bu denli hızlı ve geniş kapsamlı hareket ettiğinde, yan kayıplar genellikle gazetecileri, aktivistleri, siyasi muhalefeti ve bilgi paylaşan sıradan vatandaşları etkiler.

Telegram kanalları özellikle dikkat çekici hedeflerdir. Platform Türkiye genelinde yalnızca gündelik sohbet için değil; haber paylaşımı, taban örgütlenmesi ve devlet kontrolündeki ya da devlete yakın medyanın erişim alanı dışında kalan iletişim için de yaygın biçimde kullanılmaktadır. 111 kanalı aynı anda kapatmak, ülkenin bağımsız dijital konuşmasının önemli bir bölümünü fiilen susturmaktadır.

Türk yetkililer, gözaltıları ve engellemeleri "kamuoyunu yanıltan" içeriklerin yayılmasını önlemek için zorunlu olarak nitelendirdi. Ancak neyin yanıltıcı olduğuna kim karar veriyor? Pratikte bu değerlendirme tamamen devletin elindedir ve buna itiraz etmek için şeffaf bir süreç mevcut değildir.

Türkiye, siyasi açıdan hassas dönemlerde dijital platformları kısıtlamak amacıyla geniş yasal yetkileri kullanma konusunda belgelenmiş bir geçmişe sahiptir. Sosyal medya yavaşlatmaları ve doğrudan engellemeler; seçimler, protestolar ve hükümetin olumsuz bilgilerin yayılmasını sınırlandırmak istediği diğer olayların ardından devreye sokulmuştur. Saldırılar sonrasındaki baskı kampanyası, tanıdık bir kalıba uymaktadır.

Kriz, Genişletilmiş Kontrolün Katalizörü Olarak

Bu durum yalnızca Türkiye'ye özgü değildir. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, gerçek anlamda toplumsal korku yaratan anlarda, normal koşullar altında çok daha güçlü bir dirençle karşılaşacak gözetleme ve sansür yetkilerini genişletmek için uygun ortamın oluştuğunu öğrenmiştir. Bir trajedi gerekçeye dönüşür; bir acil durum kalıcı bir araca.

Bu tür durumlarda vatandaşlar açısından asıl güçlük, başlangıçtaki önlemlerin çoğunlukla makul görünmesidir. Şiddeti yücelten ya da kamu güvenliğini tehdit eden içerikleri kaldırmak meşru bir hedeftir. Ancak bu amaca yönelik inşa edilen altyapı, devreye alınan yasal yetkiler ve konuşlandırılan teknik sistemler, anlık kriz geçtikten sonra nadiren ortadan kalkar. Bunlar yeniden işlevlendirilir.

Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, bu gözaltıları ve engellemeleri meşrulaştırmak için kullanılan yasalar son on yılda kamu güvenliğiyle hiçbir ilgisi olmayan bağlamlarda defalarca uygulanmıştır. Hükümet yetkililerine yönelik eleştiriler, yolsuzluk haberleri ve siyasi muhalefet örgütlenmesi; geniş yorumlanan yasal düzenlemeler kapsamında benzer hukuki baskıyla karşı karşıya kalmıştır.

Bu Sizin İçin Ne Anlama Geliyor

Türkiye'deyseniz ya da oradaki gelişmeleri takip ediyorsanız, pratik sonuçlar önemlidir. Kapatılan Telegram kanallarından gelen haberler ve iletişimler de dahil olmak üzere engellenen içeriklere erişmek, engel aşma araçları olmadan güçleşmektedir. Pek çok Türk internet kullanıcısı, hükümetin kısıtladığı platformlara ve bilgilere erişimi sürdürmek amacıyla önceki baskı dönemlerinde VPN'e başvurmuştur.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında bu durum, dijital erişimin ne denli hızlı değişebildiğini hatırlatan yararlı bir örnek teşkil etmektedir. Bugün erişilebilir olan platform ve kanallar, özellikle yetkililere internet içeriği üzerinde geniş takdir yetkisi tanıyan yasal çerçevelere sahip ülkelerde, yarın ortadan kaybolabilir.

Dijital sansür geçmişi olan bir ülkede yaşayan ya da o ülkeye seyahat eden herkes için iletişiminizi korumayı ve bilgiye erişimi sürdürmeyi bilmek teorik bir kaygı değil, pratik bir zorunluluktur.

Uygulanabilir Çıkarımlar

  • Güvenilir basın özgürlüğü kuruluşlarını takip edin: Türkiye'deki ve dünyanın diğer bölgelerindeki dijital sansüre ilişkin güncel haberler için Sınır Tanımayan Gazeteciler ve Gazetecileri Koruma Komitesi gibi kuruluşları izleyin.
  • Herhangi bir ülkede engel aşma araçları kullanmadan önce yasal bağlamı anlayın. VPN kullanımına ilişkin yasalar ülkeden ülkeye önemli ölçüde farklılık göstermekte olup bazı yargı bölgelerinde bu araçları kullanmak yasal risk taşımaktadır.
  • Bilgi kaynaklarınızı çeşitlendirin; böylece uyarı verilmeksizin kapatılabilecek tek bir platform ya da kanala bağımlı kalmazsınız.
  • Önemli iletişimleri ve belgeleri yerel olarak yedekleyin; yalnızca erişilemez hale gelebilecek bulut hizmetlerine ya da mesajlaşma uygulamalarına güvenmeyin.
  • Yaşadığınız ya da seyahat ettiğiniz ülkelerdeki dijital haklar gelişmelerini yakından takip edin; çünkü kısıtlamalar çoğunlukla insanların beklediğinden çok daha hızlı hayata geçirilmektedir.

Türkiye'deki baskı kampanyası hâlâ devam etmektedir. Gözaltına alınan kişilerin resmi suçlamalarla karşılaşıp karşılaşmayacağı, engellenen URL'lerin uzun vadede erişilemez kalıp kalmayacağı ve ek kısıtlamaların gelip gelmeyeceği; hepsi yakından izlenmeye değer gelişmelerdir. Şimdiden açık olan ise ulusal bir trajedinin kapsamlı dijital kontrolleri meşrulaştırmak için araçsallaştırılmasının, ifade özgürlüğü açısından ciddi uzun vadeli sonuçları olan tanıdık bir kalıp olduğudur.